Sepet

İLYAS ŞENER

1. Yazarlık serüveniniz nasıl başladı? Sizi bu yola yönlendiren en büyük ilham kaynağı neydi?

Yazarlık serüvenim, müziğe olan tutkumla çok küçük yaşlarda başladı. Her ne kadar babamın karşı çıkması nedeniyle bu tutku bir süre sekteye uğramış gibi görünse de, aslında hiçbir zaman içimden silinmedi. İçimde bir güfte gibi hep varlığını korudu. Gurbete gidişimle birlikte bu birikim kaleme dökülmeye başladı ve yazmak hayatımın vazgeçilmez bir parçası hâline geldi.

2. Yazarlık kariyeriniz boyunca karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız?

Yazarlık hayatım boyunca elbette çeşitli küçük zorluklarla karşılaştım. Ancak bunlar çözülemeyecek, yolumu tıkayacak engeller değildi. Karşılıklı anlayış, sabır ve kararlılıkla hepsinin üstesinden geldim. Bu süreçler bana hem yazarlık hem de insanî anlamda önemli tecrübeler kazandırdı.

3. Yakın zamanda üzerinde çalıştığınız ya da okuyucularınızı heyecanlandıracak yeni bir projeniz var mı? Eğer varsa, ipucu verebilir misiniz?

Şu sıralar bitmek üzere olan bir roman üzerinde çalışıyorum. Okuyucuyu ilk sayfadan itibaren içine çeken, sonuna kadar bırakmak istemeyecekleri kadar heyecanlı ve aynı zamanda oldukça duygusal bir eser olacak.
Şiir ise hayatımın ayrılmaz bir parçası; neredeyse her gün yazıyorum. On iki şiir kitabından sonra son olarak “Zaman Tüneli” adlı kitabımı tamamladım.
Çocuk kitapları da yazmaya devam ediyorum. Çocukların dünyası ve benim hayal gücüm bu alanda birleşiyor. Uzun bir aradan sonra yeniden başladığım çocuk kitapları serüvenimde, en son tamamladığım eser “Şampiyon Kaplumbağa” oldu.

4. İlk kitabınızı yazarken yaşadığınız en unutulmaz anı bizimle paylaşır mısınız? O zamanlarda kendinize güveniniz nasıldı?

İlk kitabım “O Bizden Biri” adlı şiir kitabımdı. Bu kitabı bastırırken kendime olan güvenim sonsuzdu. 2001 yılında Ankara’da bastırdım. O dönem birçok zorlukla karşılaştım çünkü yayıncılık sürecini ve izlenmesi gereken yolu yeterince bilmiyordum.
Ne yazık ki yayınevi ISBN numarasını almamıştı ve bu nedenle kitabım yaşadığım ülkede kabul edilmedi. Kitapları çevreme dağıtmak zorunda kaldım. Bu durum beni hayal kırıklığına uğratsa da asla vazgeçmedim. Şiir, şarkı sözü ve türkü yazmaya devam ettim. Bugün iki binin üzerinde eserim var.
Çocuk kitabı yazmaya ise çocuklarıma ve torunlarıma anlattığım uydurma hikâyelerle başladım. Zamanla bu alandaki yeteneğimi keşfettim ve geliştirerek yazıya döktüm. Roman yazmamda ise gurbet hayatında yaşadıklarım ve gördüklerim en büyük etken oldu.

5. İlhamınızı en çok nereden alıyorsunuz? İlham geldiğinde bunu yazıya dökme süreciniz nasıl oluyor?

İlham, herkese nasip olmayan özel bir duygu ve ben bunu Allah’ın bana verdiği bir lütuf olarak görüyorum. İlhamımı gurbetten, doğadan, insandan, çocuklardan, hayattan, ayrılıklardan, aşk yaşayanlardan, ağlayıp acı çekenlerden, özlem çekenlerden, vatan hasretinden; anne, baba ve evlat acısından, bayraktan, Mehmetçik’ten ve günlük olaylardan alıyorum.
Bazen duyduğum tek bir kelime, gördüğüm bir manzara ya da yaşadığım bir an beni yazmaya sevk ediyor. O an oturup bir şarkı, şiir ya da metin yazabiliyorum. Yazarken kendimi anlattığım kişinin yerine koyarım; sanki o duyguyu bizzat ben yaşamışım gibi hissederim. Kimi zaman not alırım, kimi zaman ses olarak kaydederim sonra yazarım, ardından düzenler ve son hâline getiririm.

6. Kitabınızın MST Yayıncılık tarafından yayımlanma süreci nasıldı? Bu süreçte yayınevi size nasıl destek oldu?

MST Yayıncılığı sosyal medyada gezinirken gördüm. İlk etapta yazarak tanıştık sonrada beraberliğimiz başladı.
MST Yayıncılık ile karşılıklı anlayış ve iş birliği içerisinde güzel bir süreç geçirdik. Her aşamada birbirimize destek olduk. Bu birlikteliğin bundan sonraki çalışmalarımda da çok güzel sonuçlar doğuracağına inanıyorum.