Sepet

YUSUF ÜNAL

1. Yazarlık serüveniniz nasıl başladı? Sizi bu yola yönlendiren en büyük ilham kaynağı neydi?

Yazarlık serüvenim 16 yaşımda başladı. O yaşlarda yazmak benim için bir hedef ya da meslek planı değil, içimde birikenleri hayatta tutmanın bir yoluydu. Söylenemeyen duygular, sorulamayan sorular, anlamını koyamadığım hisler ve kelimelerle kendine alan bulmaya başladı.

 

En büyük ilham kaynağım insanın görünmeyen tarafı oldu. Bastırılan duygular, sezgiler, korkular ve sessiz anlar… Zamanla fark ettim ki yazı, benim için sadece anlatmak değil; insanın kendine dokunabildiği, iç dünyasıyla yüzleşebildiği nadir alanlardan biri. Bugün hâlâ yazarken aynı dürtüyle hareket ediyorum: Okuyucuyu bir hikâyenin içine değil, kendi iç yolculuğuna davet etmek.

2. Yazarlık kariyeriniz boyunca karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız?

Yazarlık yolculuğumda karşılaştığım en büyük zorluk, yazıyla kurduğum ilişkiyi dengelemekti. Başlangıçta yazdığım her metin, anlatmaktan çok sakladığım şeylerin bir yansımasıydı. Bu da yazıyı derinleştirirken, onun üzerinde düşünmeyi ve dönüştürmeyi zorlaştırıyordu.

Zamanla anladım ki bir metni büyüten şey, yalnızca dürüstlük değil; o dürüstlüğe mesafe koyabilme cesareti. Yazdıklarıma körü körüne bağlanmak yerine, onları dinlemeyi öğrendim. Eleştiriyi bir tehdit değil, metnin nefes alması için açılan bir alan olarak görmeye başladım. Bu bakış açısı yazma disiplinimi değiştirdi.

Bugün hâlâ her metnin beni zorladığı bir eşik var. Ama artık biliyorum ki o eşik aşılmadan hikâye derinleşmiyor. Yazarlık benim için; içeriye doğru atılan her adımı, gerektiğinde geri çekilmeyi bilerek dengeleyebilme hâli.

3. Yakın zamanda üzerinde çalıştığınız ya da okuyucularınızı heyecanlandıracak yeni bir projeniz var mı? Eğer varsa, ipucu verebilir misiniz?

Evet, şu sıralar üzerinde çalıştığım ve beni hem zihinsel hem duygusal olarak oldukça zorlayan bir proje var: T** O*** P***. Bu kitap, bir cinayet gizemi etrafında şekilleniyor; ancak anlatının asıl odağı, suçun kendisinden çok, geride bıraktığı izler ve bu izlerin insan psikolojisinde yarattığı kırılmalar.

Hikâye ilerledikçe okuyucu sadece bir katilin kimliğini değil, karakterlerin takıntılarını, bastırılmış dürtülerini ve sessizlikle örülmüş geçmişlerini de çözmeye çalışıyor. Küçük bir ipucu vermem gerekirse: T** O*** P***, cevaplardan çok sorularla ilerleyen; her gerçeğin ardında yeni bir belirsizlik bırakan bir anlatı. Okuyucu, sayfalar ilerledikçe şunu fark ediyor: Bazen en tehlikeli sırlar, saklananlar değil, herkesin bildiğini sandığı şeylerdir.

4. İlk kitabınızı yazarken yaşadığınız en unutulmaz anı bizimle paylaşır mısınız? O zamanlarda kendinize güveniniz nasıldı?

İlk kitabımı yazarken yaşadığım en unutulmaz an, metnin sonuna yaklaştığım bir gecede yazmayı aniden bırakıp uzun süre ekrana bakmam oldu. Hikâye ilerliyordu, kelimeler yerini buluyordu ama içimde garip bir sessizlik vardı. O an fark ettim ki mesele kitabı bitirip bitiremeyeceğim değil, yazdıklarımın bir başkası için de anlam taşıyıp taşımayacağıydı.

O dönem kendime güvenim tutarlı değildi; bazı günler yazdıklarım bana güçlü ve sahici geliyordu, bazı günlerse yeterli olup olmadığımı sorguluyordum. Ama geriye dönüp baktığımda, o tereddüt hâlinin beni daha dikkatli, daha dürüst bir yazara dönüştürdüğünü görüyorum. Tam anlamıyla emin olmadan yazmak zorlayıcıydı ama belki de yazının gerçek başlangıç noktası tam olarak orasıydı.

5. İlhamınızı en çok nereden alıyorsunuz? İlham geldiğinde bunu yazıya dökme süreciniz nasıl oluyor?

İlhamımı en çok insanın görünmeyen hâllerinden alıyorum. Günlük hayatta söylenmeyen cümleler, bastırılan tepkiler, bir bakışta ya da bir sessizlikte saklı kalan duygular benim için güçlü birer çıkış noktası. Bazen bir haber, bazen kısa bir diyalog, bazen de tamamen sıradan bir an zihnimde uzun süre yankılanabiliyor. İlham genellikle yüksek bir an değil; daha çok fark edilmediğinde bile çalışmaya devam eden bir arka plan sesi gibi geliyor.

Yazıya dökme sürecim ise kontrollü ama sezgisel ilerliyor. İlham geldiğinde hemen uzun metinler yazmıyorum; önce o duyguyu ya da fikri küçük notlar hâlinde yakalamaya çalışıyorum. Zamanla bu parçalar bir araya geliyor ve hikâye kendini göstermeye başlıyor. Yazarken her şeyi baştan bilmek yerine, metnin beni yönlendirmesine izin veriyorum. Çünkü benim için yazmak; hazır bir cevabı anlatmaktan çok, doğru soruyu metnin içinde birlikte bulmak demektir.

6. Kitabınızın MST Yayıncılık tarafından yayımlanma süreci nasıldı? Bu süreçte yayınevi size nasıl destek oldu?

MST Yayıncılık ile çalışmak benim için son derece yapıcı ve güven veren bir süreçti. Kitabın ilk değerlendirme aşamasından yayıma hazırlanmasına kadar olan her adımda, metne gösterilen özen ve yaklaşım oldukça belirleyiciydi. Özellikle editoryal süreçte, kitabın ruhunu koruyarak güçlendirmeyi hedefleyen bir anlayışla ilerledik.

Bu süreçte MST Yayıncılık yalnızca bir yayınevi olarak değil, metnin gelişimine eşlik eden bir yol arkadaşı gibi davrandı. Geri bildirimler net, yönlendirici ve yazarı baskı altına almadan ilerlemeyi sağlayacak şekildeydi. Bu da hem yazarlık açısından hem de kitabın bütünlüğü açısından süreci çok daha sağlıklı kıldı. Ortaya çıkan sonucun, bu karşılıklı güven ve iş birliğinin bir yansıması olduğunu düşünüyorum.