Sepet

FERHAT ŞAHİN

  1. Yazarlık serüveniniz nasıl başladı? Sizi bu yola yönlendiren en büyük ilham kaynağı neydi?

Uzun zamandır kendimi kaybettiğim hayatla bağlantımın hasar aldığı günlerin içinde yolumu ararken kendime reva gördüğüm yaşam biçimine isyan etmiştim madde bağımlılığının dibine vurduğum günlerde çıkış yolu bulamıyordum.

Bir an kendime geldiğim gün tedavi görmek için karar aldım kendi isteğimle bu dipsiz kuyudan kurtulmak için o sıra ikamet ettiğim Kıbrıs’ın AMATEM bölümüne yattım hemen yatışımı verdiler. Karşımda madde bağımlıları olacağını düşünürken bağıra çağıra biri karşıma çıkıp bana sarılmaya başladı. AMATEM’e girdiğimde şu soruya maruz kalacağımı düşündüm; ‘sen ne içiyorsun? -ben bunu içiyorum. Peki sen ne içiyorsun?  -bende bunu bunu içiyorum. Böyle saçma sorulara cevap verilmesi gerekiyordu. Üstüme gelen kişinin fiziksel ve ruhsal kusuru tımarhaneye geldiğimi anladığım andı. Madde bağımlılarıyla akıl sağlığı olmayan bireyler aynı bölümde kalıyordu. Benim gibi araya birkaç tane bağımlı yerleştirmişler onlara da siz burada sırıtmadan durun diyorlar. Benim ilk gözlemim bu olmuştu. Her şey nizami bir hapishanedeymişim gibiydi. Madde bağımlılığının yoksunluğunu yaşarken her saat başı sigara içebiliyordum vücudum direnmek istiyordu ama zihnim içinde bulunduğum ortamı yadırgıyordu. Hemen karar aldım, çıkmam gerekiyordu. Bu istediğim doğrultusunda dışarı çıkmak için direndiğimde ‘kendi isteğinle girsende en az dört gün hastanede kalmak zorundasın’ cevabını aldım. Artık her şey basit değildi ama yinede anlamlı olması gerekmiyordu. Kolumda serum peşimden gelen serumun takılı olduğu yürüyen alet bedenimi durdururken doğru düzgün hareket bile edemiyordum. Oturduğum yerde düşünmeye başladım. Hayata dayanmak için zorla mücadele eden akıl sağlığı yerinde olmayan bireyler sana ne anlatmaya çalışıyor?
Hepsinin bir amacı olması gerekiyordu. Niye bu bireyler bu hale geldiler? Hepsi elinde olsa bir an düşünüp bu ben miyim sorusunu sormak istemezler miydi? Bu sorunun cevabını aramaya başladım. Ardından bir an düşünmekten yorulduğumda acele etmem gerekiyordu. Bu soruya cevap vermek zorundaydım. En içten şekilde kendime bu soruyu sorduğumda amacımın ne olduğunu zaten geçmişimde cevaplanmıştı. Hayallerin yük taşımadığı günlerde cevabım kısa ve net olmuştu. O zamanlarda olduğu gibi bu dünyada iz bırakmak istiyordum. Bu sorunun cevabına kulak verdiğimde kendimi yadırgamadım sonuçta tanrı değilim bu soruya cevap aramalıydım o dönemde daha önce yazdığım senaryolar aklıma geldi. Hiçbiri iz bırakamazdı, bir an var olduğuna inanırdın ve ardından zamanı geldiğinde sonsuza kadar kaybolurdu. Bu düşünce yapısıyla kalemi kağıdı elime aldım ve yazmaya başladım. Yazdıklarımı yırttım, bir daha yazdım o kadar saçmalıklar içinde boğuldum. Yine de o günden şimdi ki halime geldiğimde hala bir arpa yol alamadığımı düşünüyorum bu düşünce yapısı hala bana ilham vermeye devam ediyor.

2. Yazarlık kariyeriniz boyunca karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız?

Karar vermem uzun süre aldı; elimde deftere yazıp karalanmış bir sürü yazı vardı ama kendimi tanımayacak kadar hayatla bağlantımı kesmiştim. Sabır etmem mümkün değildi. Sorulması gereken ilk soru, “başarabilir misin, ya da başarılı olursan seni tatmin eder mi?” sorusuydu. Bu ikilem içerisinde hiç düşünmeden alışkanlıklarıma geri döndüm. İki haftalık arınma sürecim bu şekilde son bulmuştu. Kendimi kaybedecek kadar hayattan uzaklaşsam bile yazdıklarım aklıma geliyordu. Cebimde beş kuruş para yoktu, bir başka sıkıntı daha vardı; yazdıklarımı hayata geçireceğim bilgisayarı nasıl bulabilirdim? Ben de bu cevapsız sorularla beraber yazdığım defterleri bir kenara attım. Bu işin okulunu okumamıştım, herhangi en basit bir üniversiteyi bile bitirmemiştim. En son okulu bıraktığımda on tane zayıf dersim, altmış gün devamsızlığım vardı. Bu gerçeklerle kendini nasıl ikna edebilirsin? Zaten bu soruyu kendime soruyordum; kimsenin beni bu gerçeklerle aşağılamasına gerek yoktu. O süreç bana şunu öğretti: Ne yaparsan yap, hangi hayallerin olursa olsun, sonucunda para getirmiyorsa emeğinin bir kıymeti yok. Ben de bu gerçeğe inanıp en iyi yapabildiğim aşçılığa geri yöneldim. Bir süre çalışıp kenara para attım. Ardından bir kırılma noktası olup işi bıraktığımda kenara atılmış defterler gözüme çarptı. Aldım elime, okudum, ardından bir bilgisayar aldım ve yazmaya başladım. Devam eden süreç bu doğrultuda yaşandı: çalış, para kazan, işi bırak, kitaba dön… Üç senem bu şekilde devam etti. Bu gidip gelen süreçte insanlar kulağını sağır etmese de benim duyacağım şekilde kulağıma fısıldıyorlardı: “Bu hayalini gerçekleştiremezsin.” Bu süreç böyle gidip gelirken sonucunda üç cilt yazdığım bir kitabım oldu ama artık psikolojik olarak eski beni tekrar bulamadım.

3. Yakın zamanda üzerinde çalıştığınız ya da okuyucularınızı heyecanlandıracak yeni bir projeniz var mı? Eğer varsa, bu proje hakkında ipucu verebilir misiniz?

Şu an yayınlanmayı bekleyen iki kitabım daha var; bu süreç hala beni karakterlerden kurtaramadı. Yine de bu süreçte dördüncü kitabın karakterlerini oluşturuyorum. Aynı anda kurgusunu oluşturmak zorlayıcı oluyor; önceden yarattığım karakterlerden kopmam mümkün olmuyor ama içimde öldürmem gerektiğini anladım ve bunun kararını verdim. Dördüncü kitabımda benzer hayatlar, benzer hikâyeler istemiyorum; bu şekilde yazmak çok kolay olur. Bu yüzden hayata karşı refleksim olan risk alma mekanizması zihnimi ele geçirdi. Riskli de olsa tarzımı değiştirmeye karar verdim. Hayatın gerçekliğine sığınıp kopya çekerek risk almayan insanlar gibi olmak istemiyorum. Yeni yazacağım kitap gerçek hayattan değil, bir ütopyada geçecek. Tamamen bilim kurgu olmayacak; bir kısmı hayatın dayattığı gerçeklere başkaldırı olacak. Zaten hepimiz bir kast sisteminde yaşamıyor muyuz? Kaç tane zengin insanla iç içesin? Hayatına yön veren siyasilerle tanıştın mı? Hiç ünlü tanıyıp zaman geçirdin mi? Hep senin sınırını çizdiler. Ama yeni kitabımda biz bu sınıra boyun eğmeyeceğiz; inlerine girip hepsini rahatsız edeceğiz. Bu yolculukta ben risk alıyorum, hepinize söz veriyorum: Bu kitap bittiğinde hedef gösterilmekten korkmayacağım, gerçekleri anlatırken kendim için kaygı duymayacağım. Eğer becerirsem, başucunuza koyacağınız güzel bir kitap olacak.

4. İlk kitabınızı yazarken yaşadığınız en unutulmaz anı bizimle paylaşır mısınız? O zamanlarda kendinize güveniniz nasıldı?

Tarzım belki genel normların dışına çıkmıştır ama kitap yazarken önce sonunu yazarım. Kitabın nasıl biteceğini bildiğimde, kurguladığım karakterlerin psikolojilerini daha iyi yönetebileceğimi anladım. Beni diğer yazarlardan ayıran özellik budur; karakterler nelerden vazgeçmiş, karşılığında ne bedeller ödemiş, bu yazım şekliyle hiçbir şey muamma olmuyor. İkinci defa AMATEM’e yattığımda sadece bir fikir vardı aklımda; bu fikrin iki kırılma noktası vardı, iki ayrı kutup olarak planlanmıştı. İki ihtimal de zihnimde değişkenlik gösterirken, “cevap kime göre, neye göre?” anlamını taşıyordu. Bu yüzden sonu hiçbir şekilde herkesi mutlu edemezdi, karar almalıydım. Okuyucularım hiçbir şekilde mutlu olamayacak olsalar da kararımı vermem gerekiyordu. İki düşünce arasında çatışmalar devam ederken, AMATEM’de stajyer hemşireyle beraber yürüyorduk. Karşılıklı konuşuyorduk ama dışarıdan baktığında muhafazakâr biri, benim kitabıma hitap edemez, içselleştiremezdi. Beraber yürürken konu kitaptan açılınca iki ayrı sondan bahsettim, buna sebep olan gerçekleri anlattım. Ardından can alıcı soruyu sordum; karakterleri ben yarattığım halde, benim etik duygularımın bile kabul etmekte zorlandığı sonu tercih etti. Sebebini sorunca beni daha fazla derinliğe sürükledi. Aradan üç sene geçti, şu an bile hâlâ aklımda cevabı. Kitabın sonunu silip tekrardan yazmanın zorluğuna sürüklenmemin temeli, o soruyu sorduğumda aldığım cevabın derinliğinde saklıydı.

5. İlhamınızı en çok nereden alıyorsunuz? İlham geldiğinde bunu yazıya dökme süreciniz nasıl oluyor?

Daha önceki sorularla bağlantılı cevap vereceğim: kitap yazma fikrim akıl hastaları arasında başladığı için kitabı yazmaya çalışırken psikolojim derin yaralar almıştı; o yüzden bu süreç içime kapanmama sebep olmuştu. İçime kapandıkça zihnimde dönüp dolaşan çatışmaları içselleştiriyordum. İlham ararken psikolojimle olan savaşa devam ediyorum; bir yerden sonra bedenim, beynimin istediği rahatsızlığa müsaade ediyordu. Tabii bu süreci yaşamadan önce belli aralıklarla bedenimi zorluyorum; suyu ve yemeği kesiyorum, vücuda daha fazla acı veriyorum; bu şekilde yazma sürecime başlıyorum.

6. Kitabınızın MST Yayıncılık tarafından yayımlanma süreci nasıldı? Bu süreçte yayın evi size nasıl destek oldu?

Süreç hızlı başladı; iki taraf için de uzun bir sürecin içine girdiğimizden genel anlamda hevesli olduklarını düşünüyorum. Herkes kendi yazdığı kitabın başarılı olacağına inanır, ekstra ilgi ister, fakat birçok yazar aradığı ortamı bulamayabilir. Yine de toplamın memnuniyetini kıyasladığımda, iyi niyetli bir yayınevi olduklarını düşünüyorum.